BANNER HABER DETAY

SEVAL KABLO
07.08.2017

Son yıllarda orta gerilim kablo üretimine de başlayan Seval Kablo, yatırım ve atılımlarına devam ediyor. Rekabetten ancak sürekli yatırımla başarılı çıkılacağına inandıklarının altını çizen Seval Kablo Yönetim Kurulu Üyesi ve İhracat Müdürü Ersin Turgut, mevcut fabrikalarını bir araya getirerek Türkiye’nin en büyük kablo fabrikası olacak bir mega fabrika kuracaklarını ifade etti. Turgut, sorularımızı yanıtladı.

Türk kablo sektörünün durumunu değerlendirir misiniz? Seval Kablo’nun misyonu, kablo sektöründeki yeri nedir?
Türkiye’de 300’ü aşkın kablo fabrikası var. Dünyadaki sayıyı bilmiyorum ama Türkiye, hem üretim kapasitesi, hem kullanmış olduğu malzemeler bakımından Avrupa bölgesinde kablo üssü konumunda… Kablo sektörü son 10 yılda ihracat bakımından çok gelişti. Ama son 5 yılda daha hızlı gelişti. Biz 300 firma içinde Türkiye’de en büyük 4-5 firmadan biriyiz. Bu 5 firma içinde 2 yabancı firma var. Son 3 yıldır Türkiye’de kablo sektöründe ihracat birincisiyiz, aynı zamanda tüm Denizli’nin kablo ihracatçıları birincisiyiz. Bu birincilikler 10 yıl önce farklı firmalardaydı. Son 3 yıldır yaptığımız atılımlarla, yatırımlarla iyi noktaya geldiğimizi düşünüyoruz. Üretimimizin yüzde 70-75’ini ihraç ediyoruz. Çok farklı ülkelere ihracatımız var. Ağırlığımız Avrupa ama dünyanın 80’den fazla ülkesine ihracat yapıyoruz. 10 ülkede yoğunluk var. Son birkaç yılda orta gerilim kablosu üretimine başladık. Orta gerilim kablosu 36 bin volta kadar gerilim taşıyan yer altı kablosudur. Bu alanda rakip de az. Bunu Türkiye’de üreten 7 kablo fabrikası var. Yatırımı büyük ve üretmesi know how’a ve Ar-Ge dizayn ekibine dayalı bir ürün. Bir de halojensiz dediğimiz alevi iletmeyen kablo üretiminde kullanılan hammaddeyi üreten makineyi aldık. Bunu şu ana kadar Türkiye’de yapan 4 kablo fabrikasından birisiyiz. Bu hammadde genelde yurtdışından gelir.

Sözünü ettiğiniz ürünün know-how’ını dışarıdan sağladınız, kendiniz mi sağlıyorsunuz?
Malzemelerin bir kısmı dışarıdan ama biz kendimiz yapıyoruz. Bu, reçete olarak ya büyük bedellerle satın alınabiliyor ya da kendi ürün grubunuza göre kendiniz reçeteyi oluşturuyorsunuz. Bu biraz yemek yapmak gibi bir şey... Yemeği yaparken öğreniyorsunuz. Bir yıl gibi bir sürede öğrendik ama 2.5 yıldır kendimiz üretiyoruz. Bunu önce yerli makinede yaptık şimdi yabancı makinesini getirdik. Daha profesyonelini getirdik ve işi öğrendik. Aslında 4-5 fabrikanın yaptığını biz tek bir yerde yapıyoruz. Biz bunu yaptığımız için Türkiye’de rekabet edebiliyoruz ama yurtdışındaki fabrikalar bizden de büyükler. Onlarla rekabet etmek biraz daha zor oldu. O yüzden yatırım yapıyoruz. Katma değeri artıracak yatırımlar yapmalıyız.

Uluslararası firmaların çok büyük olduğundan söz ettiniz. Bu büyüklerin karşısında yine “1.Lig’deyiz” diyebiliyor musunuz?
Tabii ki 1. Lig’deyiz. Dünyanın her yerinde değil ama yoğunlukla çalıştığımız pazarlarda şampiyonlar ligindeyiz. Pazar olarak Avrupa ağırlıklıyız. İngiltere, İrlanda, Hollanda gibi ülkeler… Şimdi Güney Afrika’da daha büyük oyuncular var ya da bizim bilmediğimiz oyuncular arasında sattığımız ürünler var. Tabii, biz de fazla bilinmiyoruz orada ama Avrupa pazarında Seval Kablo denilince akla gelen ilk 5-10 firmadan biriyiz.

Avrupa pazarında etkinsiniz… AB ülkelerinde 1 Temmuz’da yürürlüğe girecek olan CPR’yi de sormak isterim. Firmanız bu konuda hazır mı?
Bu yönetmelik yüksek binalarda, rezidanslarda, hastanelerde kullanılan halojensiz kablonun, yani alev iletmeyen kablonun niteliklerini Avrupa Birliği içinde daha da yükseltiyor. Türkiye de buna geçecek ama ne kadar uyum sağlanır onu bilemem.  Yeni yönetmelikle bu kablonun yanarken çıkardığı duman yoğunluğu, enerji, ne kadar damlattığı bütün olarak değerlendiriliyor. Türkiye’de bu kriterleri test edecek laboratuvar sadece 3 firmada var şu anda. Seval Kablo bunlardan birisidir. Bursa’da bir kablo fabrikası, sanırım Denizli’de bir diğer fabrika bunu yapmaya çalışıyor. Bu da 300 kablo fabrikası içerisinde yüzde 1’e denk geliyor. Türkiye’de halojensiz kablo standardına geçiş biraz zor olacak ama AB içinde bu uygulanacaktır.

Peki, bunun denetimi nasıl olacak? Türkiye’deki denetimi yeterli buluyor musunuz?
Kablo sektöründeki denetimlerde genel olarak ciddi bir zafiyet var. Gönül ister ki Türkiye’ye üretimimizin yüzde 30’undan fazlasını satalım ama haksız rekabet var. Haksız rekabet nedir? Son kullanıcı binanın içinde hangi kablo var diye bakmıyor. Maalesef yangınların birçoğunun nedeni sigaradan sonra elektrik kontağı ve kablosudur. İçinde kullanılan malzemenin standart dışı olmasıdır. Türkiye’de bunu üreten ve satan çok firma var. Bizim en çok zorlandığımız konu budur.

Bizim kablo üretiminde resmi standardımız ne?
Türkiye’de TSE. Aslında bu standart yeterli ama standardı kontrol ve uyum yetersiz... Aslında dünyadaki standartlar da aynı ama bunun kontrol kısmında sıkıntı var. Denetleme de oluyor ama cezalar çok düşük düzeyde.

Yüklenici firmaların, proje üreten firmaların bu konuda yasal bir zorunluluğu var mı?
Genelde ürüne TSE damgasını vuran sorumludur kabloda. Çünkü kabloyu üreten fabrika TSE standardında üretim taahhüdünde bulunuyor. Bilinçli alıcılarda bir sıkıntı yok. Türkiye’de 5 kablo fabrikasının ne ürettiğini bilir ve onlarla çalışırlar. Büyük projelerde şartnameye 3-4 markanın ismi yazılır. Onda da şöyle bir sıkıntı var; 2 tane yabancı, 1 tane Türk firması genelde kopyala/yapıştır yapılır. Bundan 20 sene önce bu iş yapılırken 3 firma yazılmış. O fabrika kapansa bile emin olun kapandığını bilmezler ve yine o markayı yazarlar. Yani araştırma yok.

Peki, firma olarak siz bu konuda ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
Bizim yaklaşık 8 kişilik proje odaklı bir ekibimiz var. Üçü İstanbul’da, üçü Ankara’da, ikisi de İzmir’de projelere markamızın isminin yazılması için gidip kataloglarımızı, numunelerimizi verip firmamızı tanıtırlar. Mümkün olduğu kadar proje sahiplerini fabrikaya getiriyoruz. Çünkü fabrikamız Türkiye’nin en modern fabrikalarından biridir. Fabrikaya gelinip de onay alamadığımız bir proje yok şu ana kadar. Ama insanları fabrikaya getirmek alışkanlığından kurtarmak çok zor… Şimdi biz bunu kırmaya çalışıyoruz. Maalesef belgeler değil insanların yorumu ön planda. Yurtdışında başarılı olmamızın en büyük nedeni belgelerin önemidir. Yani verdiğimiz sertifikalar, iş bitirme belgelerimiz, test sonuçlarımız, raporlarımızdır. Bunlar bakılınca Türk firması veya Afganlı firma olmanın çok önemi kalmıyor. Onların isteklerini karşılamak önemli... Ama Türkiye’de böyle değil. Ben Türkiye’nin ihracat birincisiyim ama Türkiye’de mal satarken daha çok zorlanıyorum.

İhalelere katılıyor musunuz, ya da hangi ihalelere katılıyorsunuz?
Elektrik dağıtım firmalarının açtığı belli başlı ihalelere giriyoruz. Eğer önde gelen firmalar katılıyor ve rekabet eşitse sorun yok ama değilse bu ihalelere girmemizin bir anlamı yok. Çünkü bizim kalitemiz ve fiyatlarımız belli. Olmadık fiyatlarla bir projeye fiyat verme şansımız yok. O yüzden rakiplerimizi seçiyoruz daha çok. Doğru rakipse yarışabiliyoruz. Standart üretim yapmayanlarla olabildiği kadar aynı projede bulunmamaya çalışıyoruz. O yüzden biz seçkin projelerde, ihracatta, ürünümüzün kıymetinin bilineceği yerlerde varız.
Sosyal sorumluluk projeleri yaptınız mı?
En son Yıldız Teknik Üniversitesi’nde, CPR ve yangın yönetmeliği ile ilgili konferans verdim. Orada elektrik mühendislerine sunum yaptık. Çünkü sonuçta projelerde isimleri yazacak olanlar da kabloyu bilecek olanlar da onlar. Şimdi bunu çeşitlendirmeye, daha farklı üniversitelere gitmeye ve doğruları anlatmaya çalışıyoruz. Bunların faydalı olduğunu düşünüyorum.

Üniversite-sanayi işbirliği konusundaki düşünceleriniz nelerdir?
Almanya’da olduğu gibi üniversiteliler derslerinin bir kısmını fabrikalarda almalı. Hem üretimi aksatmayacak hem onların eğitimine katkıda olacak şekilde… Bu, haftada 2 veya 4 saat olabilir. Örneğin; bizim konferans ve eğitim salonlarımız var yeter ki onlar öğrenmek istesin. Biz bu konuya açığız. Kablo sektörü Türkiye’nin parlayan bir sektörüdür. Katma değeri çok yüksek bir ürün gamı olmasa da sonuçta dünya kablo üretiminin yüzde 2’si Türkiye’de yapılıyor. Bu 10 sene önce 0,5’ti. Yani 4 kat büyüme var 10 sene içinde. Bu sayı artarak yüzde 5’e ulaşabilir. Bu da kablo sektörünün 2-3 kat daha büyüme potansiyeli olduğunu gösterir. Bu büyüme için kalifiye insan gücüne ihtiyacımız var. Denizli özeli için konuşacak olursak; 12 tane kablo fabrikası ve büyük bir bakır fabrikası var. Bunlar bir araya gelerek ortaklaşa bir şeyler yapabilirler. Bir laboratuvar ya da küçük bir atölye oluşturulabilir ve orada eğitim verilebilir. Ama bu tek başına olmaz. Bu sadece üniversite için değil, meslek liseleri için de olabilir. Okullarda kablo bölümü, plastik bölümü açılsın. En azından Denizli özelinde açılsın. Çünkü Denizli’de böyle bir ihtiyaç var.



  FUAR TAKVİMİ